Türkiye hukukunda yapay zeka, teknoloji ve dijital dönüşüm

Yapay Zeka ve Görsel

Yapay Zeka ile Üretilen Görsellerin Hukuki, Etik ve Sosyal Boyutları

Yapay Zeka ve Görsel

İçinde bulunduğumuz dijital çağ, teknolojinin eşi benzeri görülmemiş bir hızla geliştiği ve hayatımızın her alanına entegre olduğu bir dönemi temsil etmektedir. Bu dönüşümün en çarpıcı ve devrim niteliğindeki sonuçlarından biri, hiç şüphesiz üretken yapay zeka (generative AI) modellerinin ortaya çıkışıdır. Midjourney, DALL-E, Stable Diffusion gibi gelişmiş yapay zeka araçları, sadece birkaç saniye içinde, kullanıcının girdiği basit metin komutlarından (prompt) yola çıkarak son derece gerçekçi, sanatsal veya hiper-gerçekçi görseller üretebilmektedir. Ancak bu muazzam teknolojik kapasite, beraberinde yalnızca estetik ve yaratıcı fırsatları değil; aynı zamanda oldukça karmaşık hukuki, etik ve sosyal sorunları da getirmektedir.

Yapay zeka ile üretilen görsellerin yaygınlaşması, mevcut hukuk sistemlerinin temellerini sarsmakta ve geleneksel yasal kavramların yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bir makinenin “yaratıcılığı”, insan merkezli olarak kurgulanmış olan fikri mülkiyet, kişilik hakları ve ceza hukuku gibi alanlarda derin boşluklar yaratmaktadır. Bu bağlamda, yapay zeka ve hukuk kesişiminde ortaya çıkan sorunların kapsamlı bir şekilde analiz edilmesi, geleceğin adil ve güvenli dijital toplumunu inşa etmek adına kritik bir öneme sahiptir.

Yapay Zeka ve Görsel

Kişilik Haklarının İhlali ve İtibar Sorunu

Yapay zeka ile üretilen görsellerin en doğrudan ve yıkıcı etkilerinden biri, bireylerin kişilik hakları üzerinde yarattığı tahribattır. Gelişmiş algoritmalar, internette halka açık olarak bulunan fotoğrafları analiz ederek, gerçekte var olan kişilerin yüzlerini, beden hatlarını ve mimiklerini kusursuz bir şekilde taklit edebilmektedir. Bu durum, bireylerin onayı olmadan kendilerini hiç bulunmadıkları ortamlarda, hiç yapmadıkları eylemleri gerçekleştirirken gösteren sentetik medyanın hızla yayılmasına zemin hazırlamaktadır.

Kişinin resmi üzerindeki hakkı, Medeni Hukuk kapsamında korunan en temel kişilik haklarından biridir. Bir kimsenin rızası dışında görselinin üretilmesi, çoğaltılması veya manipüle edilerek yayınlanması, doğrudan doğruya kişilik haklarına haksız bir saldırı teşkil eder. Üstelik bu tür görsellerin hızla yayıldığı sosyal medya ekosisteminde, oluşan zararın geri alınması veya tamamen silinmesi imkansıza yakındır.

Deepfake Teknolojisi ve Dijital İtibar

Özellikle “Deepfake” olarak bilinen derin sahtecilik teknolojisi, itibar suikastlarının en güçlü silahlarından biri haline gelmiştir. Siyasi figürler, iş insanları, sanatçılar veya sıradan vatandaşlar, rızaları dışında üretilmiş pornografik içeriklerin, sahte siyasi söylemlerin veya dolandırıcılık amaçlı manipülasyonların hedefi olabilmektedir. Bu tür saldırılar, bireylerin dijital itibarlarını onarılamaz biçimde zedelerken, toplum nezdinde psikolojik travmalara ve ciddi sosyal dışlanmalara yol açabilmektedir. Bu noktada hukuk sistemleri, bireyin dijital kimliğini ve saygınlığını koruyacak daha proaktif mekanizmalar geliştirmek zorundadır.

Yapay Zeka ve Görsel

Özel Hayatın Gizliliği ve Kişisel Verilerin Korunması

Yapay zeka modellerinin eğitilmesi süreci, devasa boyutlarda veri setlerinin işlenmesini gerektirir. Bu veri setleri genellikle internetten kazınan (web scraping) milyarlarca görsel ve metinden oluşmaktadır. Bu noktada karşılaşılan en büyük yasal bariyer, bu görsellerin içinde barındırdığı kişisel verilerdir. Bireylerin yüzleri, fiziksel özellikleri ve bulundukları konumlar, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Avrupa Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi düzenlemeler kapsamında “kişisel veri” olarak kabul edilmektedir.

Bir yapay zeka şirketinin, internette rastgele bulduğu fotoğrafları modelini eğitmek için kullanması, veri sahibinin açık rızası olmaksızın kişisel verilerin işlenmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca, üretilen sentetik görsellerde rastgele bir şekilde gerçek bir kişinin yüz hatlarının ortaya çıkması, özel hayatın gizliliğini ihlal eden bir diğer faktördür. Veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık ve aydınlatma yükümlülüğü gibi temel veri koruma ilkelerinin, yapay zeka algoritmalarının kara kutu (black box) doğası karşısında nasıl uygulanacağı, günümüz hukukunun çözmesi gereken en acil meselelerden biridir.

Biyometrik Verilerin İzinsiz Kullanımı

Özellikle yüz tanıma sistemleri ve yapay zeka entegrasyonu, bireylerin biyometrik verilerinin izinsiz kopyalanması riskini taşır. Özel nitelikli kişisel veri sayılan biyometrik verilerin yapay zeka görsel üretim süreçlerinde korunmasız kalması, yasal yaptırımların ve teknik güvenlik duvarlarının çok daha sıkı tutulmasını gerektirmektedir.

Fikri Mülkiyet Hakları Açısından Yapay Görseller

Yapay zeka ile üretilen görsellerin hukuki statüsüne dair en hararetli tartışmalar Fikri ve Sanai Haklar boyutunda yaşanmaktadır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ve uluslararası telif hakkı sözleşmeleri uyarınca, bir ürünün “eser” olarak kabul edilebilmesi ve telif korumasından faydalanabilmesi için “sahibinin hususiyetini taşıması” gerekmektedir. Geleneksel hukuk doktrini, eser sahibinin ancak ve ancak “gerçek bir kişi (insan)” olabileceğini kabul eder.

Peki, bir metin komutu (prompt) yazarak muazzam bir tablo üreten kullanıcı mı eser sahibidir, yapay zeka yazılımını geliştiren şirket mi, yoksa yapay zekanın eğitildiği milyarlarca orijinal görselin asıl sahipleri mi? Mevcut yargı kararları (örneğin ABD Telif Hakkı Ofisi kararları), tamamen yapay zeka tarafından oluşturulan görsellere insan müdahalesi asgari düzeyde olduğu gerekçesiyle telif hakkı verilmesini reddetmektedir. Ancak kullanıcı, görsele kendi yaratıcı müdahaleleriyle (örneğin Photoshop ile işleme, detaylı prompt mühendisliği) ciddi bir insan katkısı sunarsa, bu durumda sınırlı bir telif koruması gündeme gelebilmektedir.

Yapay Zeka ve Görsel

Eser Sahipliği Tartışması ve Veri Kazıma (Web Scraping) Sorunu

Öte yandan, yapay zeka modellerinin eğitilirken telif hakkıyla korunan sanatçıların eserlerini izinsiz kopyalaması, “adil kullanım” (fair use) sınırlarının aşılıp aşılmadığı sorusunu doğurmaktadır. Birçok sanatçı ve telif hakkı sahibi kuruluş, yapay zeka şirketlerine karşı eserlerinin izinsiz kullanıldığı gerekçesiyle devasa tazminat davaları açmaktadır. Üretilen çıktının, orijinal eserin bir kopyası mı yoksa tamamen yeni, dönüştürücü (transformative) bir sanat eseri mi olduğu telif hukukunun ana eksenini oluşturmaktadır.

Ceza Hukuku Boyutu ve Sorumluluklar

Yapay zeka ile oluşturulan görsellerin kötüye kullanımı, ceza hukuku bağlamında da ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Sentetik medya araçları kullanılarak işlenen suçlar, geleneksel suç tiplerinin dijital ortamda evrim geçirmiş halleridir. Türk Ceza Kanunu (TCK) ve uluslararası ceza normları çerçevesinde değerlendirildiğinde, yapay zeka araçları başlı başına bir suç aleti haline gelebilmektedir.

Örneğin, bir kişinin yapay zeka ile üretilmiş müstehcen veya onur kırıcı sahte görsellerinin şantaj amacıyla kullanılması (şantaj suçu), dolandırıcılık faaliyetlerinde sahte kimlikler oluşturulması veya sahte resmi belgelerin üretilmesi (belgede sahtecilik), mahkemelerin sıkça karşılaşmaya başladığı uyuşmazlıklardır. Ayrıca, toplumda infial yaratmak, seçimleri manipüle etmek veya finansal piyasaları yanıltmak amacıyla sahte felaket veya siyasi kriz görselleri yaymak, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu oluşturabilir. Burada en büyük zorluk, merkeziyetsiz dijital platformlarda failin tespit edilmesi ve sınır aşan suçlarda uluslararası yargı yetkisi sorunlarının çözülmesidir.

Uluslararası Düzenlemeler ve Etik Tartışmalar

Hukukun teknolojik hıza yetişme çabası, uluslararası arenada yeni düzenleyici çerçevelerin oluşturulmasını hızlandırmıştır. Teknolojik yenilikleri boğmadan, temel insan haklarını ve etik değerleri korumayı amaçlayan bu yaklaşımlar, global bir standardın zorunlu olduğunu göstermektedir. Yapay zeka etiği bağlamında şeffaflık, hesap verilebilirlik ve önyargısızlık ilkeleri ön plana çıkmaktadır.

Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası (AI Act) Etkisi

Dünyadaki ilk kapsamlı hukuki çerçeve olan Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası (EU AI Act), yapay zeka sistemlerini risk temelli bir yaklaşımla sınıflandırmaktadır. Özellikle görsel üreten üretken yapay zeka sistemleri için getirilen “şeffaflık” yükümlülükleri büyük önem taşır. Yasa uyarınca, yapay zeka tarafından üretilen veya manipüle edilen görsellerin, seslerin ve videoların (Deepfake’ler dahil) makine tarafından üretildiğinin açıkça ve anlaşılır bir şekilde etiketlenmesi veya filigran (watermark) ile işaretlenmesi zorunlu hale getirilmektedir. Bu sayede, toplumun gerçeği sentetik olandan ayırt etme hakkı korunmaya çalışılmaktadır. Etik açıdan bakıldığında ise, algoritmaların belli azınlıkları dışlayan, ırkçı veya cinsiyetçi görseller üretmesini engellemek, geliştirici şirketlerin en önemli etik sorumlulukları arasında yer almaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Yapay zeka ile üretilen görseller, sanatın, iletişimin ve bilgi üretiminin sınırlarını yeniden çizerken; hukuki, etik ve sosyal düzlemde benzeri görülmemiş bir paradigma değişimini tetiklemektedir. Kişilik haklarından özel hayatın gizliliğine, fikri mülkiyetten ceza hukukuna uzanan bu geniş yelpazedeki sorunlar, mevcut kanunların basit revizyonlarıyla çözülemeyecek kadar derindir.

Geleceğin hukuki zeminini inşa ederken, teknolojiyi bir tehdit olarak görüp yasaklamak yerine; şeffaf, hesap verebilir ve insan odaklı bir yasal çerçeve oluşturmak esastır. Bu noktada kanun yapıcılar, teknoloji geliştiricileri, hukukçular ve sivil toplum kuruluşları ortak bir zeminde buluşmalıdır. Yapay zekanın sunduğu inovasyon gücünden faydalanırken, bireylerin onurunu, eser sahiplerinin emeğini ve toplumun gerçeğe ulaşma hakkını güvence altına alacak dinamik ve uluslararası düzeyde uyumlu bir “Yapay Zeka Hukuku” ekosisteminin yaratılması, dijital çağın en büyük sorumluluğudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir